Yükleniyor... (0%)
Tel: 0(549) 360 3604 / 0(258) 213 8283

    Mutluluğun Resmi

    21 Temmuz 2016

    Usta şair Nazım Hikmet’in dediği gibi;”Bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin”sözü günümüzde mutluluğun resmini kaça yapabilirsin formuna dönüşmüş durumda..Hepimiz çocuklarımızın mutlu olmasını isteriz. İyi beslenmelerini, diledikleri gibi oyun oynayabilmelerini, akranlarıyla ve yetişkinlerle iyi ilişkiler kurabilmelerini dileriz. Başarılı olmaları için onlara destek oluruz. Kötü zamanlarında yanlarında olduğumuzu hissettirebilmek isteriz. Onlarla vakit geçirebilmek, günden güne yaşadıkları değişimi izleyebilmek, hayatlarındaki büyük değişimlere tanık olabilmek için çaba gösteririz.

    Diğer taraftan, çocuklarımızın bugününü iyi geçirmelerini ve geleceklerini güvence altına alabilmek pek çok anne ve baba için daha çok çalışmak anlamına gelir. Zamanımızın büyük bir kısmını işimize ayırmak, şehir hayatının karmaşası içinde organize olabilmek enerjimizin büyük kısmını harcamamıza neden olur. Çocuklarımıza akşamları kısa bir zaman ayırmak ve hafta sonları sıkıştırılmış etkinlikler planlamak çoğunlukla biz anne ve babalı da çocuklarımızı da tatmin etmez. Bu ne yazık ki, günümüz toplumunda yaşamak durumunda kaldığımız bir güçlüktür ve bunu çocuklarımıza anlatabilmek hiç kolay değildir.

    Bu tür bir sıkışma içinde pek çoğumuz aynı çıkmazın içine sürükleniriz. Kimi zaman yaşadığımız bu eksikliği telafi edebilmek için kimi zaman da başka nedenlerle çocuklarımıza daha fazla “şey” satın alırız. Çocuklarımızın hiçbir eksiği kalmasın diye daha fazla kıyafet, oyuncak, kırtasiye malzemesi alırız. Aynı anda spor ve müzik kurslarına, oyun gruplarına göndeririz. Günümüzde ilköğretim çağındaki pek çok çocuk bir gününü bile tümüyle tatil yaparak geçirmez. Hafta onlar için pazartesi günü başlar ve pazar günü akşamına kadar çeşitli etkinliklerle devam eder. Hafta sonları çıkılan alışverişler genellikle, çocuklarımızın ihtiyaç duyduğundan çok daha fazlasının satın alınmasıyla sonlanır.

    Bu durum başlangıçta çocuklarımızın kendilerini mutlu hissetmesini sağlar. Biz ebeveynler ise zaman ayıramamak nedeniyle yaşadığımız suçluluk hissinden biraz da olsa kurtulur ve rahatlarız. Eve döndüğümüzde bir mağaza açabilecek kadar çok oyuncağın, kıyafetin arasında çocuklarımız mutlulukla yeni alınan eşyalarının keyfini çıkarır. Ancak bu ne yazık ki kısa süreli ve sadece o an için yaşanan bir mutluluktur. Birkaç gün içinde ya da zaman geçtikçe birkaç saat içinde satın aldığımız şeyler tüm özelliğini yitirir. Oyuncaklar, bir hafta önce alınmış “eski” oyuncakların arasına atılır. Kıyafetler “eski” kıyafetlerin artık sığmaz olduğu dolabın köşesine atılır. Artık çocuğumuz bir sonraki alışverişte bizden ne isteyeceğini düşünmeye başlar. Biz ise, bu durumun hep böyle mi devam edeceğini kendimize sorar ve yaşadığımız kaygıyla başa çıkmaya çalışırız.

    Günümüzde pek çok farklı yaştan çocuk ve ailesi ne yazık ki bu tür sorunlarla karşı karşıya. Özellikle son dönem seanslarında anne ve babalardan sıklıkla şu cümleleri duyuyoruz; “çocuklarımıza her istediklerini alıyoruz, ne yapmak istiyorlarsa onu yapıyorlar, gitmedikleri kursa kalmadı ama ne yazık ki hiçbir şey onları mutlu etmiyor. Hiçbir şeyden tatmin olmuyorlar.”

    Çocuklarımız, istedikleri her şeye kolaylıkla ulaşınca bir süre sonra ne istediklerini düşünmekten vazgeçiyorlar. Önlerindeki neredeyse sınırsız imkandan yararlanabildikleri kadar çok yararlanmak istiyorlar. Çünkü mutluluk tanımlarını her şeyi hızlı bir şekilde tüketmek ve sonrasında daha fazla tüketmek olarak yapıyorlar. Bir süre sonra bizlerin çocuklarımıza sunduğumuz şeyler tüm özelliğini o kadar hızlı kaybediyor ki sabah aldığımız oyuncaklar akşam saatlerinde evin bir köşesine fırlatılıp atılıyor. Çocuklarımız alışveriş sırasında patlayıcı bir mutluluk yaşıyor ve bunu inanılmaz bir hızla tüketiyorlar. Yeni bir şey öğrenmeye başlıyor ve bunun için hiç sabır göstermeden sıkıldıklarını ilan ediyorlar. Biliyorlar ki daha deneyebilecekleri pek çok yeni şey var. Bu, durum müthiş ve doymak bilmeyen bir açlığın ortaya çıkmasına neden oluyor ve sonunda kendilerini neyin mutlu ettiğini, neleri sevip neleri sevmediklerini birbirinden ayırt edemiyorlar.O halde böyle bir durumun yaşanmasını engellemek veya bu durum yaşanıyorsa bu süreci değiştirmek için ne yapmak gerekiyor?

    Sakin ve sabırlı bir şekilde “hayır” diyebilmek işin en önemli kısmını oluşturuyor. Çocuklarımızın her talebini karşılamak rahatlatıcı olsa da çözüm değil. Bizden bir şey istediklerinde önce kendimize çocuğumuzun buna ihtiyacı olup olmadığını sormamız ve biraz düşündükten sonra cevap vermemiz bu sorunun en başından yarı yarıya ortadan kalkması anlamına geliyor. Hiçbir çocuk “hayır” cevabını duymaktan hoşlanmaz. Bu durum onları hayal kırıklığına uğratır biraz üzer ve çoğunlukla öfkelendirir. Burada şu noktaya dikkat etmek gerekiyor. Bu tür acı verici duygular çocuklarımızın hayatları boyunca zaman zaman karşılaşacakları ve nasıl başa çıkacaklarını öğrenmesi gereken duygular. Bu durumla başa çıkmayı öğrenebilecekleri en güvenli yer ise biz anne ve babalarının yanı. Çünkü bizler istesek de istemesek de, okul hayatlarında, arkadaşlarıyla veya başka durumlarda bu duyguları yaşayacaklar. Dolayısıyla bu durumdan kaçmak yerine bizim yanımızda bunu yaşamaları için onları desteklemek çocuklarımızın güçlenmesine yardımcı olacaktır.

    Bir diğer olumlu sonuç ise şudur; daha az oyuncak çocuklarımızın onlarla bağ kurmasına yardımcı olur. Uzun süre bazı oyuncaklarıyla oynarlar ve onları yanlarında gördüklerinde kendilerini daha güvende hissederler. Bir oyuncağı birçok farklı şekilde kullanabileceklerini keşfettiklerinde hayal güçleri daha fazla gelişir. Bir konuya birçok farklı açıdan bakabilmeyi bu şekilde öğrenebilirler. Çok sevdikleri kıyafetleri olur ve uzun süre o kıyafetleriyle kendilerini daha güzel ve rahat hissederler. Bu, onların özgüvenlerini desteklemek için harika bir yoldur. Daha fazla boş zamanlarının olması kötü bir şey değil tam tersine onlar için son derece besleyici bir şeydir. Belki birkaç enstrümanı daha az tanımış, birkaç spor dalı hakkında daha az şey öğrenmiş olurlar. Ancak boş zamanlarını nasıl dolduracaklarını öğrenmek, daha küçük yaşta kendi zamanlarını planlamayı keşfetmek hayatları boyunca kullanabilecekleri harika bir beceridir.

    Bugüne kadar her isteği yerine getirilmiş bir çocuğa “hayır” diyebilmek ve onu bu durumla baş başa bırakmak elbette biz anne ve babalar için de çok kolay değildir. Bu noktada, hızlı bir çözüm üretmek yerine bunu zaman yaymak ve eski tüketim alışkanlıklarımızdan kurtulmak hem bizler hem de çocuklarımız için daha kolay olacaktır. Daha az şeyle daha çok şey yapabilen çocuklar daha küçük şeylerden mutlu olurlar ve bunu hayatları boyunca devam ettirebilirler. Çocuklarımız hayatındaki pek çok şeyi bizlerle beraber tanımlar. Mutluluk da bunlardan biridir. Hep birlikte mutlu olabilmenin yolu zaman zaman mutsuzlukla karşılaşmayı göze almak ve o zamanların da değerini bilmekten geçiyor.Halil Cibran’ın şu dizeleriyle bitirelim;

    ”Sevgi hiç bir şey sunmaz,sadece kendisini,hiç bir şey kabul etmez,kendinde olandan gayri..Sevgi sahip çıkmaz,sahiplenilmez de;Çünkü sevgi,sevgi için yeterlidir,tümüyle..”Sevgiyle kalın..