Yükleniyor... (0%)
Tel: 0(549) 360 3604 / 0(258) 213 8283

    ÖLÜM VE ÇOCUK

    08 Ocak 2016

    Ölümün olduğu bir yerde daha önemli hiç bir şey olamaz”der Nietzsche..Dünya’nın gözü önünde hoyratça,fütürsuzca ve kalleşçe suç işleyen İsrail Terör Devletinin yaptığı katliamdan en çok çocuklar zarar görüyor maalesef.Gazze’deki yavrular ölüm’ün etkisini bizzat yaşayarak görüyorlar.

    Ülkemizdeki çocuklarımız,evlatlarımız da her gün işlenen bu cinayetlere bazen televizyonlardan bazen de bizlerden duyduklarıyla şahit oluyorlar.Ölüm kavramını anlatmak,anlamak her yaşta güç gelmiştir insanoğluna.Çocuklarımızın bunu örselenmeden,travma yaşamadan atlatması adına bazı paylaşımlarda bulunacağım.Yetişkin için bile kavranması güç ölüm kavramını çocukların bir anda kavrayıp öğrenmesi beklenemez. 5-6 yaşlarına kadar çocuklarda ben merkezcil bir düşünce yapısı söz konusudur.

    Bu dönemdeki bir çocuk kendisini dünyanın, olayların, her şeyin merkezinde görür. Çevresindeki tüm her şey onunla ilişkilidir. Bu dönemin özelliği olarak her nesne canlı olduğunu düşünür. Zihninden geçirdiği düşünceler gerçeğe dönüşür. Soyut kavramları (örn. konuşma sırasında espriler, imalar, deyimler, ata sözleri) tam olarak anlayamazlar. Her şeyi somutlaştırma eğilimi gösterirler. Aslında birçok anne ve baba bu döneme uygun davranışlar geliştirir. Örneğin sık sık tekrarlanabilen “ekmeğini bitir yoksa arkandan ağlar” sözü anne ve babanın çocuğun bu özelliklerinden faydalanarak sarf ettiği sözlerdir. Çünkü 5-6 yaşlarına kadar her şey canlıdır.

    Bu nedenledir ki 5-6 yaşındaki bir çocuğun ölüm kavramını tam olarak kavrayabilmesi mümkün değildir. Ölüm gözleri ile göremeyeceği bir yerde olmaktır. Ben merkezcik yapının bir sonucu olarak kendini suçlayıcı düşünceler gelişebilir. “Ben kötü çocuk olduğum için bunlar oldu. Onun gitmesini istediğim için gitti” gibi söylemler nadir değildir. Yaklaşık 7 yaşından sonra ölümün geri dönülmezliği, evrenselliği ve bir neden sonucunda ortaya çıktığı çocuk tarafından algılanmaya başlanır. Bu dönem içerisinde ölümün uykuya benzetilmesi çocuklarda uyku sorunlarına neden olabilir.

    Ölüm sürecinde hastalıklara çok fazla vurgu yapılması çocuğun hastalıklara karşı aşırı korkusu ile sonuçlanabilir. Çocukların ölüm karşısında tepkileri nelerdir? Ölüm karşısında çocuklarda görülen belirtiler yaş ve gelişim dönemlerine göre farklılıklar gösterebilir. Genellikle çocuk ölen kişinin yerine getirdiği sorumlulukları kimin yerine getireceği konusunda endişelidir. Bu nedenle sıklıkla küçük çocuklar ölen kişinin sorumluluklarını aynı cinsiyetten başka bir aile bireyine yıkma eğilimi gösterirler.

    Çocuklarda yas süreci yetişkinlerden farklı yaşanır. Yetişkinlerde gördüğümüz üzgün görünüm çocuklarda sıklıkla daha az görülür. Ancak bu çocuğun üzülmediği, acı çekmediği anlamına gelmez. Hayatının bağımlı olduğu ona sürekli destek sunan kişiyi kaybetmiştir. Çevresi değişmiştir. Evin merkezindeyken bir anda en sevdiği kişiler bile onunla daha az ilgilenir olmuştur. Çevresinde çok da anlamlandıramadığı değişiklikler olmaktadır. Çok sık ağlarken görmediği yetişkinler çok üzgün suskun ve ağlamaklıdır. Çocuğun kendi yapısı, bünyesi içerisinde yetişkinlerden daha belirgin kaygı yaşadığını söylemek sanırım yanlış olmaz.

    Bazen bu süreç içerisinde çocuk ölümü kabullenmez. Kendi tecrübelerime göre çocuklarda ölümü inkar etme süreci yetişkinlere göre daha uzun bir seyir gösterebilmektedir. Bu dönemde çocukta abartılı davranışlar, aşırı mutluluk hali gibi beklenenin tam zıttı davranışlar görülebilir ancak bu süreç sıklıkla 1-2 hafta içerisinde yok olur. Sonraki dönemlerde depresyon ve kaygı bozukluğuna benzeyen belirtiler eşlik edebilir. Depresyona benzer belirtiler içe kapanma, öfke, dikkat sorunları, arkadaş ilişkilerinde bozulma olabilirken, kaygı bozukluğuna benzer belirtiler daha öncesinde aştığı korkuların tekrar başlaması tarzında olabilir.

    Örneğin karanlıktan korkmayan çocuk karanlıktan korkmaya başlayabilir. Bu süreçte sevdiği kişiyi kaybeden çocuğun en sık ve en temel kaygısı diğer kişileri de kaybedebileceği endişesidir. Örneğin babasını kaybeden bir çocuk annesini yanından ayrılmak istemez. Her şeyi birlikte yapmak ister. Çünkü çok sevdiği babası gitmiştir ve annesi de onunla beraber gidebilir. Bunun dışında bazı durumlarda geceleri alt ıslatma sorunları, bazı bedensel yakınmalar ve bazen de psikolojik bayılmalar görülebilir. Neler yapmalı ve yapmamalı? Ölüm haberinin sevdiği ve güvendiği kişiler tarafında verilmesini sağlayın

    Haberin alıştırılarak verilmesi önemlidir. Ağır yaralandığı, hastalandığı, doktorların onu kurtarmaya çalıştığı söylenebilir ancak bu süre çok uzun olmamalıdır ve en kısa sürece haber verilmelidir. Ebeveyn kaybı durumlarında eşini kaybeden ebeveyne destek sağlanması önemlidir. Bu süreçte kısa süreli olarak çocuğun bakımının diğer yakınlar tarafından üstlenilmesi fayda sağlayabilir. Çocuğun cenaze törenlerine götürülmesi okul dönemi çocuklarında ölümün gerçekliğinin kavranması yönünden önemli olabilir.

    Ölüm çocuğa unutturulmaya çalışılmamalıdır. Kaybettiği kişiye aile resimlerin kaldırılmaması, çocuğun etkileneceği düşünerek yanında ölen kişi ile ilgili koşulmaktan kaçınılmaması önemlidir. Çocuğun yeni duruma uyum sağlama sürecinin hızlandırılabilmesi için sade ve net açıklamalarda bulunmak önemlidir. Yaşantısında nelerin değişeceği ve değişmeyeceği bilgisi doğru olarak verilmelidir. Örneğin aynı okula devam edip edemeyeceği, taşınılıp taşınılmayacağı, yemeği kimin yapacağı gibi.

    Eski rutinlerin hızlı bir şekilde tekrar başlaması, daha önceki tutum ve davranışların ebeveyn tarafından sürdürülmesi uyum sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesinde temeli oluşturur. Bu nedenle üzüntüsünü azaltmak için hediyeye boğmak, sınırların gevşetilmesine, okuldan uzun süre ayrı kalmak uygun olmayacaktır. Çocuğun ölüm kavramının tam olarak algılayamamasından veya inkarından kaynaklanabilecek neşe, hareketlilik halini hoş görmek gerekir. Bunun geçici bir durum olduğunu bilin.

    ÇOCUKLAR UYURKEN SUSULUR,ÖLÜRKEN DEĞİL!